| |
|
| |
|
|
| |
EDİRNE İLÇELERİ
|
ENEZ |
|
Enez
ilçesi, ilimizin güney batı köşesindedir.
Doğusunda Keşan ilçesi, batısında Ege
Denizi, kuzeyinde Yunanistan ve İpsala
ilçeleri, güneyinde Saroz Körfezi bulunur.
Yüzölçümü 458 km2 kadardır. Bu bakımdan ilin
yedinci ilçesidir.
Tek dağı, Çandır (Çan Hıdır) Dağı'dır. Bunun yükseltisi 400
metreye yakındır. İlçenin doğu yarısı, Saroz Körfezi
kuzeyinde uzanan Pelin Yaylası üzerindedir. Bu yaylanın
yükseltisi 50 ile 150 metre arasında değişir. Doğusundaki
geniş vadi tabanı, Enez ve Yenice Ovası adıyla anılır.
İlçenin tek nehri, Meriç’tir. Platin, Gökgür, Ayana,
İncirlidere adlı dereleri vardır. Doğal gölleri Çeltik,
Dalyan, Küçük Tuzla, Bücürmene ve Taşaltı’dır.
İlçe, Akdeniz ikliminin Marmara Tipi alanındadır. Rüzgarlar,
daha çok kuzey yönlerden ve orta şiddette eser. Yazlar sıcak
ve epey kurak, kışlar serin ve yağışlı geçer. İlçe, yağış
bakımından yarı nemlidir. Doğal bitki örtüsü kuru ormandır.
Denize bakan yamaçların örtüsü maki’dir. Maki, bodur ağaçlar
ve kurakçıl otlardan oluşmuştur. Bu katkılı bir makidir.
Karadeniz iklimine özgü bitkilerle karışıktır. Ormanların
ortadan kaldırıldığı yerlerde Bozkır oluşmuştur. Bozkır,
tarla ve otlak olarak kullanılır. İlçenin üçte birini
kaplar.
İlçenin nüfusu, 11.929’dur. Enez, nüfus bakımından ilimizin
yedinci ilçesidir. Nüfusun çoğunluğu tarıma dayalı
alanlarında çoğalır. Tahıllar, ayçiceği ve çeşitli toprak
ürünleriyle evcil hayvanlar yetiştirir. İlçede tarıma dayalı
endüstri gelişmiştir. Bir balıkçı kooperatifi bulunur. Cuma
günleri kurulan pazar, ilçenin ticaretini canlandırır.
Ulaşım hem kara hem deniz yoluyla sağlanır. Enez’in büyük
liman tesisleri, 1992 yılında hizmete girmiştir.
İlçe merkezi, ilk çağda bir Yunan sömürge yeri olarak
kurulmuştur. Adı, bir Yunan Prensinin (Eneyaz’ın) isminden
gelir. Traklar, pazar köyünü büyütmüşlerdi. Enez Kasabası,
büyük İskender İmparatorluğu döneminde daha büyüdü. Büyük
Roma İmparatorluğu zamanında, zengin bir liman kenti oldu.
Orta çağda, Bizans İmparatorluğuna bağlıydı. Bir Bizans
Prensesinin çeyizi olarak Cenevizlilere verildi.
Cenevizlilerin burada kurduğu Derebeylik, 14.yüzyılda
Osmanlı üstünlüğünü tanımıştı. 15.yüzyılda genişleyip
Semadirek ve İmroz adalarını kapsadı. İstanbul alındığında,
Trakya’da alınmadık yer olarak sadece Enez kalmıştı. 1456’da
karadan ve denizden kuşatıldı. Zamanın derebeyi kaçmıştı.
Enez, savaşsız teslim oldu. Osmanlı filo komutanı Yunus
Kaptan, Taşoz ve Limni Adalarını da aldı. Ünlü gezgin Evliya
Çelebi 17.yüzyılda, Enez’i gelişmiş bir liman kenti olarak
görmüştü. İlçe 19.yüzyılın I. ve II. yarılarında, iki kez
Rusların eline geçti. Birinci Balkan Savaşından sonra
Bulgarlar ve Birinci Dünya Savaşı ertesinde Yunanlılar
tarafından alındı. İki yıl kadar Yunan yönetiminde kalan
Enez, 23 Kasım 1922 tarihinde kurtarıldı. 1926 yılında
Keşan’ın bir bucağıydı. 1953 yılında ilçe oldu.
Bilginlerimizin kazalar yaparak bulduğu taşınır eserler,
Edirne Müzesi'ndedir. Tarihsel yapılar, Birinci Dünya
Savaşı'ndaki bombardımanlardan zarar görmüştür. Enez Kalesi
içindeki küçük Ayasofya Kilisesi (Fatih Camii) sanat değeri
taşır. İlçe av ve deniz turizmi bakımından önemlidir.
Enez İlçesinin turizm ve kültür değerlerini, tabii
güzelliklerini ve Enez’e has balık türlerini yurtiçi ve
yurtdışına tanıtmak, sosyal, kültürel ve turistik yaşamına
canlılık kazandırmak amacıyla Enez İlçesinde 1977 yılından
bu yana Balık Festivali düzenlemektedir. Bu festivale 1989
yılında av kelimesi de eklenmiştir.
|
|
|
|
|
|
|
|
HAVSA |
|
Havsa
İlçesi, İlimizin kuzey yarısında ve Lalapaşa
yaylası üzerindedir. Doğuda Kırklareli İli,
batıda Edirne merkez ilçesi, kuzeyde Süloğlu
ve güneyde Uzunköprü ilçeleriyle komşu olup,
İl merkezine 27 km. uzaklıktadır. Yüzölçümü
545 kilometredir. Bu bakımdan ilimizin
altıncı ilçesidir.İlçede dağ yoktur.
Kuzey-güney doğrultusunda sıralanan tepeler
vardır. Bu, az yükseltili yayvan tepelerin
en yükseği, Doğruk Tepe’dir. Vadileri derinliği azdır. Bu vadilerden
birinin geniş tabanı Osmanlı Ovası adıyla anılır. Başlıca
akarsuları Oğulpaşa, Necatiye, Kuleli dereleriyle, Darı dere
ve Aşırı deredir. Bunlar Ergene Irmağının kollarıdır. İlçede
doğal göl yoktur. Yapay gölet vardır.İlçe, Akdeniz iklimi
Trakya Geçit Tipinin alanındadır. Rüzgarlar, daha çok kuzey
yönlerinden eser. Orta şiddettedirler. Yazlar genellikle
sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve epey yağışlı geçer. İlçenin
iklimi, kara iklimidir.
Havsa
ilçesi, yağış bakımından yarı nemlidir. Doğal bitki örtüsü
kuru ormandır. Ortadan kaldırılan ormanların yerinde bozkır
oluşmuştur. Bozkır, tarla ve otlak olarak kullanılır.İlçenin
nüfusu, 24.027’dir. Nüfus miktarı bakımından ilimizin
beşinci ilçesidir. Köylerde oturan halk tarım ve
hayvancılıkla geçinir. İlçede tahıllar, endüstri bitkileri,
çeşitli meyveler ve hayvan yetiştirilir. Besin endüstrisi
gelişmiştir. 30’dan fazla kooperatif ortaklığı vardır. Havsa
kasabasında Cumartesi günleri pazar ve Eylül aylarında
panayır kurulur. İlçenin ulaşım ve ticaret durumu
iyidir.İlçenin tarihi Traklarla başlar. İlçe ilkçağda Trak
Krallıklarıyla Pers, Büyük İskender ve Büyük Roma
İmparatorluğu sınırları içindeydi. Ortaçağda Bizans
İmparatorluğu’na bağlıydı. Havsa kasabasının Roma ve Bizans
dönemlerindeki adları “Hostizo” ve “Niki” idi. Bizans
döneminde çeşitli Budunların ve Haçlıların saldırılarına
uğradı. 14.Yüzyıl ortalarında Osmanlı Türklerinin eline
geçti ve uzun süre güvenlik içinde yaşadı. İlçenin adı,
Kanuni Sultan Süleyman’la söyleşmek hakkına sahip olan Hafsa
Hatun’un adından gelir. İlimizin alınışından sonra ilçeye
Anadolu’dan göçmen Türkler getirilip yerleştirildi. Havsa
kasabasına, Hafsa Hatun bir han, Sadrazam Sokollu Mehmet
Paşa bir külliye ve zamanın defterdarı (Maliye Bakanı) bir
cami yaptırdı. Çok işlevli yapı topluluğu olan külliye,
Mimar Sinan’ın eseridir. Sokullu’nun oğlu Kasım Bey’in
hayratı olarak yapılmıştır.İlçe, 19.yüzyılın birinci ve
ikinci yarılarında Rusların eline geçti. Birinci Balkan
Savaşından sonra Bulgarların, Birinci Dünya Savaşı ertesinde
Yunanlıların saldırısına uğradı. Bazı subaylarımızın komuta
ettiği çetelerimiz, halkı düşman zulmünden korudular.
Silahlı kuvvetlerimiz, Büyük Zafer’den sora, 23 Kasım 1922
tarihinde ilçeyi geri aldı. Balkan ve Birinci Dünya
Savaşından sonra bucak olan Havsa, 1954 yılında üçüncü kez
ilçe oldu ve gelişti.Balkan Savaşından ve depremlerden zarar
gören yapıları, 1940 yılında halkın bağışlarıyla onarıldı.
Yapıların en değerlisi, külliyedir. Bazı köylerinde tarih
öncesi devirlerinde yaşayan Luviler’den kalma olduğu sanılan
Ulutaş ve Kurgan kalıntıları vardır. İlçenin yolu düzgündür,
fakat turistik belgeli konaklama yerleri yoktur.
|
|
|
|
|
|
|
|
İPSALA |
|
İpsala
İlçesi, ilimizin güney yarısında, ortasına yakın bir
yerdedir. Doğusunda Keşan ilçesi, batısında Yunanistan,
kuzeyinde Uzunköprü ve Meriç ilçeleri, güneyinde gene
Keşan ile Enez ilçeleri vardır. Yüzölçümü 753 km2’dir.
Bu bakımdan ilimizin dördüncü ilçesidir.
İpsala ilçesinde dağ yoktur. İlçenin doğuda kalan büyük
bölümü, Doğu Trakya Yontukdüzü denen aşınmış yayla
üzerindedir. İlçenin en büyük vadisi, Meriç nehrininkidir.
Derinliği ve bizde kalan yamaçlarının eğimi azdır. Bunun
geniş vadi tabanındaki düzlüğe İpsala Ovası denir. Bu ova,
uzun sedlerle Meriç’in taşkınlarından korunmuştur. Diğer
akarsuları, yayla bölümündeki yedi adet deredir. Ovanın
güneyinde Çeltik, Sığırcı, Pamuklu adlı doğal göller
bulunur. Sultanköy baraj gölü ile Kumdere göleti yapay
göllerdir. İlçenin kuzey yarısı Akdeniz ikliminin Trakya
Geçit Tipi, güney yarısıysa Marmara Tipinin alanındadır.
Geçit Tipi İklim, sert bir kara iklimidir. Marmara tipinde
kışlar daha yağışlıdır. İlçe, yağış bakımından yarı
nemlidir. Doğal bitki örtüsü kuru ormandır. Bu ormanın
ortadan kaldırıldığı yerlerde bozkır oluşmuştur. Bozkır,
tarla ve otlak olarak kullanılır.
İlçenin nüfusu, 33.564’tür. İpsala, nüfus bakımından
ilimizin dördüncü ilçesidir. Halkın çoğunluğu, diğer kasaba
ve köylerde oturur. Tarım ve hayvancılıkla geçinir. İlçede
pirinç, çeşitli tahıllar, endüstri bitkileri ve meyveler
yetiştirilir. Tarıma dayalı besin endüstrisi gelişmiştir.
Tuğla ocakları vardır. İlçenin tatlı suyu, belediyenin
tesislerinde şişelenip satılır. Cuma günleri pazar,
Ağustos’ta panayır kurulur.
İlçenin tarihi, Traklarla başlar. İlçe ilkçağda Pers, Büyük
İskender, Büyük Roma İmparatorlukları'nın sınırları
içindeydi. Trakların pers egemenliği bitiminde kurduğu I.Trak
Krallığının başkenti Kipsela (İpsala) kentiydi. İlçenin adı
bu kentin isminden gelir. İlçe ortaçağda Bizans
İmparatorluğunun sınırları içindeydi. 14.yüzyıl ortalarında
Osmanlı Türkleri'nin eline geçti. İpsala’yı alan birliğin
komutanı Evronoz Bey’di. İpsala ovası, uzun zaman Osmanlı
ordusuna at üretti ve yetiştirdi. Bu atlar, Edirne’de
eğitilip süvari birliklerine veriliyordu. İlçe, 19.yüzyılın
birinci ve ikinci yarılarında, kısa sürelerle Ruslar'ın
eline geçti. Birinci Balkan savaşından sonra Bulgar, Birinci
Dünya Savaşı ertesinde Yunan işgaline uğradı. Yunan yönetimi
iki yıl kadar sürdü. Yunanlılar, Mudanya Ateşkes Antlaşması
gereği ülkelerine dönerlerken para ve mal hırsıyla zulümler
yaptılar. Türk çeteleri, zulüm önleme etkinlikleri
gösterdiler. Silahlı kuvvetlerimiz, 20 Kasım 1922 tarihinde
ilçemizi geri aldı. İpsala 1928 yılında ilçe merkezi oldu.
İkinci Dünya savaşı yıllarında tenhalaştıktan sonra
kalkınmaya başladı. 1964 yılında yapılan sedler, boşaltım ve
sulama kanalları, İpsala ovasını zararlardan koruyunca
gelişme hızlandı.
Ayakta kalmış olan Osmanlı yapısı, Alaca Mustafa Paşa
camiidir. Tek kubbeli ve tek minarelidir. Tahta işçiliği
bakımından sanat değeri taşır. Mustafa Paşa, bir akıncı
komutanıydı. Camiin son cemaat yeri sonradan yapılmıştır.
Diğer önemli mimarlık eseri, su kemerleridir. Mimar Sinan’ın
eseri olan Kervansaray ve İpsala kalesiyle Muradiye Camii
yıkılmıştır. İlçenin korularıyla gölleri avcılık için
çekicidir. Önemli Turizm olayı, Ağustos aylarında spor ve
kültür etkinlikleri gösterilir. İlçenin sınır kapısına giden
yol üzerinde turistik belgeli konaklama yeri vardır. |
|
|
|
|
|
|
|
KEŞAN |
|
İlçe,
ilimizin güney yarısındadır. Doğu Trakya
Yontukdüzü denen aşınmış yaylanın, Korudağ sırasının ve Pelin
yaylasının birer kısmını kaplar. Doğuda Tekirdağ ili, batıda
İpsala ve Enez ilçeleri, kuzeyde Uzunköprü ilçesiyle
komşudur. Güneyinde Saroz Körfezi bulunur. İle uzaklığı 112
km.dir. Yüzölçümü 1 087 km2’ olup, İlimizin ikinci
ilçesidir.
Korudağ sırasının batı bölümü ilçe sınırları içindedir.
İlimizin en yüksek yeri, bu dağın tepelerinden biridir.
Yükseltisi 700 metre kadardır. Bu dağın yamaçlarının eğimi
azdır. Korudağ batısında Pelin yaylası yer almıştır. Büyük
iki vadisi vardır. Doğanca deresininki batıya doğru daha
genişler ve Keşan ovası adıyla anılır. Önemli akarsuları,
Muzalı ve Doğanca dereleridir. İlçenin doğal gölü, Büyük
Tuzla gölüdür. İlçede Kadıköy Barajı ile sekiz tane gölet
bülünur. Deniz kıyıları bazı yerlerde dik kıyı, bazı
yerlerde ise alçak kıyı biçimindedir. İlçenin büyük bölümü,
Akdeniz ikliminin Marmara Tipi alanındadır. Bu, nisbeten
yumuşak bir deniz iklimidir. Rüzgarlar, daha çok, kuzey
yönlerden eser. Güz ve kış mevsimleri daha yağışlıdır. İlçe,
yağış bakımından yarı nemlidir. Doğal bitki örtüsü kuru
ormandır. Pelin yaylasında koru ve maki denen bitki
topluluğuna rastlanır. Maki, bodur ağaç ve kurakçıl otlardan
oluşur. Ormanların ortadan kaldırıldığı yerlerde bozkır
oluşmuştur. Bozkır, tarla ve otlak olarak kullanılır.
İlçenin nüfusu, 77.637’dir. Bu bakımdan ilimizin ikinci
ilçesidir. Halkın çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla geçinir.
İlçede endüstri ve ticaret gelişmiştir. Çoğu tarıma dayalı
olan çeşitli fabrikaları ve küçük sanayi sitesi vardır.
İlçede Cumartesi günleri pazar ve Eylül aylarında panayır
kurulur. Keşan’ın ulaşım ve haberleşme durumu iyidir.
Çeşitli eğitim kurumları bulunmaktadır.
İlçemizin bilinen en eski adı “Zorlanis”tir. M.Ö. 4000
yıllarında Keşan ve çevresine yerleşen Luvilerin gelişiyle
Cilalı Taş Devrine geçilmiştir. Bölge daha sonraları
sırasıyla Yunan, Pers, Odris, Makedonya ve Bizans
yönetimleri altına girmiştir. Pers İmparatoru I.Darius
(Büyük Dara) M.Ö.7 inci yüzyıl sonlarında yöreyi
imparatorluğuna ekleyerek satraplık haline getirmiştir.
Büyük Roma İmparatorluğu'nun M.Ö.395 yılında ikiye bölünmesi
sonucu ilçe, Doğu Roma İmparatorluğu'nun (Bizans) payına
düşmüştür. Bu devrede Latin Kültüründen ayrılıp, Yunan
Kültürü etkisine giren Trak’ların da yavaş yavaş
özelliklerini yitirdikleri görülür.
Keşan İlçesi, ilk kez Gazi Süleyman Paşa zamanında Osmanlı
yönetimine girmiştir. Fatih Sultan Mehmet döneminde ilçenin
has olarak yönetimi Hersekzade Ahmet Paşa’ya verilmiştir.
1829’da ve 1877’de iki kez Ruslarca işgal edilen bölge,
20.yüzyılın başlarında önce Bulgarlar'ın, sonra Kurtuluş
Savaşı döneminde Yunanlılar'ın saldırılarına uğramıştır. 19
Kasım 1922’de Binbaşı Mehmet komutasındaki Türk Taburu
Malkara üzerinden gelerek, itilaf devletleri heyetinden
ilçeyi teslim almıştır.
Rusiyyon kalesi ve Hersekzade Ahmet Paşa külliyesine bağlı
yapıların çoğu ortadan kalkmıştır. Tarihsel değer taşıyan
yapıları, Hersekzade Ahmet Paşa Camii ile İbrice-Keşan
kervan yolu üstündeki üç taş köprüdür. Uzunkum adlı alçak
kıyı, deniz turizmi bakımından elverişlidir. Düzgün yolları
ve turistik işletme belgeli konaklama yerleri bulunan ilçe,
ilimizin turistik yerlerindendir. İlçenin iç turizm
bakımından önemli olayı, panayırı ile Hıdırellezde yapılan
dallık adlı bahar şenliğidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
LALAPAŞA |
|
İlçe
ilimizin kuzey yarısındadır. Yıldız
dağlarının güney ve Lalapaşa yaylasının
kuzey kısımlarına ait bazı yerleri kaplar.
Yüzölçümü 554 km2’dir. Yüzölçümü bakımından
ilimizin beşinci ilçesidir.
İlçenin kuzey bölümü tepeliktir. Tepelerin en yükseği,
Muhittin Baba tepesidir. Burada 600 metre olan yükselti,
güneye gidildikçe azalır. Lalapaşa yaylası, Doğu Trakya
Yontukdüzü denen aşınmış yaylanın bir kısmıdır. Bu
yontukdüzü ilçede, daha engebelidir. İlçenin ovası, Tunca
çayı vadi tabanındaki küçük düzlüktür. En geniş vadi de bu
çaya aittir. İlçedeki vadilerin en uzunu, Lalapaşa deresini
içerir. En büyük akarsuyu, kısa bir parçası ilçede olan
Tunca çayıdır. En uzun akarsuyu ise, Lalapaşa, Sinanpaşa ve
Hasanağa adlarıyla anılan deredir. Bu Tunca çayının bir
koludur. İlçenin büyük bölümü, Akdeniz ikliminin Trakya
Geçit Tipi alanındadır. Bu iklim oldukça sert bir kara
iklimidir. İlçenin kuzey doğu köşesi, Karadeniz ikliminin
Orman Tipine ait alanda kalır. Kuru soğuğu daha az, yağışı
daha çoktur. İlçe, yağış bakımından yarı nemlidir. Doğal
bitki örtüsü kuru ormandır. Ormanın ortadan kalktığı
yerlerde bozkır oluşmuştur. Bozkır tarla ve otlak olarak
kullanılır.
İlçenin nüfusu, 10.154’tür. İlçenin nüfusu bakımından,
ilimizin dokuzuncu ilçesidir. Halkın çoğunluğu köylerde
oturur ve tarım alanında çalışır. Tahıllar, endüstri
bitkileri, sebze ve meyve üreterek geçinir. İlçenin
endüstrisi, daha çok tarıma dayalıdır. Fabrika ve
yapımevlerinde un, yarma, peynir, sucuk üretilir. 1992’de
işletmeye açılan bir de çimento fabrikası vardır. İlçede
işletilmeyen bazı madenler bulunmaktadır. 15 kooperatif
ortaklığına sahip olan ilçenin ticaretini, Perşembe günleri
kurulan pazar ve her yıl düzenlenen panayır; son beş yıldır
Ağustos ayının ilk Perşembe günü başlayıp dört gün süren
Yağlı Pehlivan Güreşleri ve Sünnet Şöleni olarak
düzenlenmektedir.
İlçede tarih öncesinden beri insan yaşar. İlçe tarihi, yazı
bilen Traklarla başlar. İlçemiz ilkçağda Trak Krallıklarıyla
Pers, Büyük İskender ve Büyük Roma İmparatorlukları'nın
sınırları içindeydi. Ortaçağda, önce Bizans İmparatorluğu'na
bağlıydı. 14. yüzyıl ortalarında Osmanlı Türkleri'nin eline
geçti. İlçenin adı, onu ele geçiren birliğin komutanı olan
Lala Şahin Paşa’nın isminden gelir. İlçeye bu ad Cumhuriyet
döneminde verildi. İlçe oluş yılı 1945’tir. İlçe merkezi
Osmanlı döneminde, Çöke bucağına bağlı olan Paşaköy olarak
biliniyordu. İlçe Birinci Balkan Savaşında, Türk-Bulgar
birliklerinin çarpışmasına sahne olan yerlerdendi. 1920
yılındaki Türk-Yunan savaşında kolordumuz, Bulgaristan’a
çekilirken ilçeden geçmişti. İki yıl kadar süren Yunan
egemenliği, Büyük Zafer ve Mudanya Ateşkes Anlaşması'yla son
buldu. Silahlı Kuvvetlerimiz ilçemizi, 27 Kasım 1922
tarihinde geri aldı.
İlçedeki en önemli tarihsel eserler, taş devrinden kalma
türbe ve tapınaklardır. Bu türbelere, tablataş, kapaklıkaya,
perikızı evi (dolmen) denir. Tapınma yerleri ise ulutaş (menhir)
adını taşır. Bunlar, dünyada benzeri az bulunan eselerdir.
İlçedeki caminin kiliseden çevrilme olduğu söylenir.
Kayıtlarda adı Hacı Lala olarak geçen paşanın yaptırdığı
yapılar yıkılmıştır. Sinanköy’deki kale ören durumundadır.
Ulaşım durumu iyi olan ilçenin konaklama olanakları
elverişsizdir. İlçe, uçar ve kaçar avcılığı yönünden
çekicidir. Turizm açısından önemli olayları, söğütlükte
kutlanan Hıdırellez ve panayırdır. |
|
|
|
|
|
|
|
MERİÇ |
|
İlçe,
ilimizin orta kısmında ve Lalapaşa yaylasının güney batı
köşesindedir. Doğuda Uzunköprü ilçesi, batı ve kuzeyde
Yunanistan, güneyde İpsala ilçesiyle komşudur. Yüzölçümü 448
km2’dir. Bu bakımdan ilimizin sekizinci ilçesidir.
İlçede dağ yoktur. En yüksek yeri, yükseltisi 130 metre
kadar olan Karayayla tepesidir. İlçenin büyük kısmı, Doğu
Trakya Yontukdüzü denen aşınmış yayla üzerindedir. Dalgalı
düzlük görünümündeki, bu yaylanın ilçeyi de içeren kuzey
bölümüne Lalapaşa yaylası denir. İlçenin en büyük vadisi,
Meriç Nehrininki'dir. İkinci büyük vadi ise Ergene Irmağı'na
ait olandır. İlçenin kapladığı yayla parçasında üç dere ile
kollarının küçük vadileri de vardır. Meriç nehrinin ilçede
kalan vadi yamaçları az, Ergene Irmağı'nınki çok eğimlidir.
Kuzeyde Meriç Nehri vadi tabanı, Akçadam Ovası adıyla
tanınır. İlçenin büyük akarsuları, adı geçen nehir ve
ırmaktır. Edeköy ve Küplü Ovaları da Meriç Nehri vadi
tabanına ait düzlüklerdir. Seddelerle, zararlı su
taşkınlarından korunmuşlardır. Üç dere ile kolları, ilçenin
diğer akarsularıdır. İlçe, Akdeniz ikliminin Trakya Geçit
Tipi alanındadır. Bu iklim sert bir kara iklimidir. Yazlar,
genellikle sıcak ve kurak geçer. Kışlar, soğuk ve az
yağışlıdır. Güz yağışları ilkbaharınkinden fazladır.
Rüzgarlar, daha çok kuzey yönlerden ve orta şiddette eser.
İlçe yağış bakımından yarı nemlidir. Doğal bitki örtüsü,
kuru ormandır. Eskiden ilçenin kuzey batısıyla güney
kısımlarını örten ormanlar ortadan kaldırılmış ve yerinde
bozkır oluşmuştur. Bu bozkır, tarla ve otlak olarak
kullanılır. Orman kalıntısı ağaçlıklara rastlanabilir.
Akdeniz iklimine özgü katran ardıcı adlı ağaççık
görülebilir. Maki denen örtüye ait bu ağaççığın yaşaması,
ilçeyi Akdeniz iklimi, Marmara Tipinin de etkilediğini
gösterir.
İlçenin nüfusu 19.052’dir. İlçe, nüfus miktarı bakımından,
ilimizin altıncı ilçesidir. Halkın çoğunluğu köylerde
oturur, tarım ve hayvancılıkla geçinir. İlçede tahıllar,
endüstri bitkileri ve meyve yetiştirilir. Tarıma dayalı
endüstri gelişmiştir. Fabrika ve mandıralarda pirinç, yağ,
un, yarma ve peynir elde edilir. Başlıca el sanatları,
sepetçiliktir. İlçede linyit kömürü çıkarılır. İlçede Salı
günleri kurulan pazar, ticareti canlandırır. İlçenin ulaşım
ve haberleşme durumu iyidir.
İlçede, tarih öncesi devirlerinden beri insan yaşar. İlçenin
tarihi, yazı bilen Traklarla başlar. İlçemiz ilkçağda Trak
Krallıklarıyla Pers-Büyük İskender ve Büyük Roma
İmparatorlukları sınırları içindeydi. Ortaçağda, 10. yüzyıla
kadar Bizans İmparatorluğu'na bağlı kaldı. 14.yüzyıl
ortalarında Osmanlı Türkleri'nin eline geçti. İlçeyi alan
birliğin komutanı, Hacı İlbey’di. Yüzyıllarca düşman
saldırısından uzak yaşayan ilçe, 19.yüzyılın birinci ve
ikinci yarılarında Rusların eline geçti. Birinci Balkan
Savaşı'ndan sonra Bulgarlar ve Birinci Dünya Savaşı
ertesinde Yunanlılar ilçeyi aldılar. 1920 yılında
Yunanlılar, Meriç nehrini geçerek Doğu Trakya'ya girmek
istediler. 60.Tümene bağlı birliklerimiz ilçeyi bir süre
savundu. İki yıl kadar süren Yunan işgali, Büyük Zafer’den
sonra sona erdi. Silahlı Kuvvetlerimiz, 19 Kasım 1922
tarihinde ilçeyi geri aldı. Meriç’in ilçe oluş yılı
1923’tür.
İlçede görülmeye değer tarihsel yapı yoktur. İlçe uçar ve
kaçar avcılığı yönünden çekicidir. İç turizm bakımından
önemli olayları, Beyköy dallığı ve Mayalar adıyla anılan
ilkbahar şenlikleridir.
|
|
|
|
|
|
|
|
SÜLOĞLU |
|
İlimizin kuzey yarısında ve Lalapaşa yaylası
üstündedir. Doğuda Kırklareli ili, batıda
Edirne merkez ilçesi, kuzeyde Lalapaşa ve
güneyde Havsa ilçesiyle komşudur. Yüzölçümü,
250 km2 kadardır. Bu bakımdan,
ilimizin dokuzuncu ilçesidir.
İlçede dağ yok, az yükseltili yayvan tepeler vardır. İlçeyi
de içeren Lalapaşa Yaylası, Doğu Trakya yontukdüzünün bir
parçasıdır. Yontukdüz denen aşınmış yayla, dalgalı düzlük
görünümündedir. Başlıca vadisi, Süloğlu deresine aittir.
Bunun derinliği ve yamaçlarının eğimi azdır. Vadi
tabanındaki düzlük, bir ova görünümü verir. İlçenin başlıca
akarsuyu, Ergene Irmağı'nın bir kolu olan Süloğlu deresidir.
Bu dere üstündeki baraj gölünün suyu tarlalara ve Edirne
kentine gönderilir. İlçe, Akdeniz iklimine bağlı Trakya
Geçit Tipi ikliminin alanındadır. Bu iklim, epey sert bir
kara iklimidir. Rüzgarlar, daha çok kuzey yönlerden eser.
İlçe yağış bakımından yarı nemlidir. Doğal bitki örtüsü,
kuru ormandır. İlçede meşe korusu ve fundalık vardır.
Ağaçlandırmalar da yapılmıştır. Ormanların ortadan
kaldırıldığı yerlerde bozkır oluşmuştur. Bu bozkır tarla ve
otlak olarak kullanılır.
İlçenin nüfusu, 11.927'dir. Süloğlu nüfus bakımından,
ilimizin sekizinci ilçesidir. Çoğunluğu köylerde oturan
halk, tarım ve hayvancılıkla geçinir. İlçede çeşitli
tahıllar, endüstri bitkileri, meyveler, küçük ve büyük baş
hayvanlar yetiştirilir. Linyit ve taşocağı bulunur, iyi cins
kireç yapılır. Endüstri gelişmemiştir. Ulaşım durumu iyidir.
Cuma günleri pazar, Ağustos aylarında panayır kurulur.
İlçenin tarihi, Traklarla başlar. İlçe ilkçağda Trak
Krallıklarıyla Pers, Büyük İskender ve Büyük Roma
İmparatorlukları'nın sınırları içindeydi. Ortaçağda, 10.
yüzyıl kadar Bizans İmparatorluğu'na bağlı kaldı. 14.yüzyıl
ortalarında Osmanlı Türkleri'nin eline geçti. 15.yüzyıl ve
sonrasında, ilçeyi de kapsayan geniş bir yöreye, Anadolu'dan
getirilen Yörükler yerleştirildi. Eski haritalarda ilçe
merkezinin adı, Süleköy, Gerdelli’ninki Gerdeli olarak
okunmaktadır. İlçe, Fatih Sultan Mehmet zamanında padişahın,
daha sonra seçkin devlet adamlarının dirliğiydi. Dirlikle
ilgili eski kayıtlarda Süleyman oğlu Süle ve Hacı Sinan Oğlu
Süle Çelebi, Süle ovası, Süle yaylası adları geçer. Süloğlu
adı bu isimlerle ilişkilidir. Osmanlı İmparatorluğu
döneminde rahat yaşayan ilçe, 19.yüzyıl birinci ve ikinci
yarılarında, kısa sürelerle, Rusların eline geçti. Birinci
Balkan Savaşında Bulgar-Osmanlı savaşımlarına sahne oldu. Bu
savaştan sonra Bulgarlar ve Birinci Dünya Savaşı ertesinde
Yunan işgaline uğradı. Bazı yurtsever yiğitler, bu işgaller
sırasında, halkı düşman zulmünden korudular. İki yıl kadar
süren Yunan yönetimi, Büyük Zafer’den sonra son buldu.
Silahlı Kuvvetlerimiz ilçeyi, 22 Kasım 1922 tarihinde geri
aldı. 19.yüzyılda köy olarak Havsa’ya Cumhuriyet dönemi
başlarında bucak olarak Edirne merkez ilçesine bağlanan
Süloğlu, 1991 yılının Eylül ayında ilçe oldu. (12.09.1991
tarihinde)
Bekçitepe denen yerde, Traklardan kalma olduğu sanılan
kurganlar vardır. İlçenin düzgün yolları varsa da konaklama
yerleri yoktur. Baraj gölü çevresi bir piknik yeri olarak
ilgi çeker. Önemli iç turizm olayları, uçar ve kaçar
avcılığı ile panayırıdır. |
|
|
|
|
|
|
|
UZUNKÖPRÜ |
|
İlçe,
ilimizin orta kısmında ve Trakya yontukdüzü
üstündedir. Doğuda Kırklareli ve Tekirdağ,
batıda Meriç ilçesi ve Yunanistan, kuzeyde
Edirne merkez ve Havsa ilçeleri, güneyde
İpsala ve Keşan ilçeleriyle komşudur.
Yüzölçümü 1.226 km2’dir. Kapladığı yer
bakımından Edirne ilçeleri arasıda birinci
gelir.
İlçede dağ yok, doğu kısmında yüksek tepeler vardır. İlçenin
kuzey yarısı, Lalapaşa yaylasındadır. Bu yayla, Trakya
yontukdüzünün bir parçasıdır. Aşınmış yayla olan yontukdüz,
Korudağ’la Yıldızdağı arasındadır. İlçenin en büyük vadisi,
Ergene Irmağı'ndakidir. Bu vadi, kuzeyde dik ve güneyde eğik
yamaçlıdır. Batıya doğru genişleyen tabanı, Ergene Ovası
adıyla anılır. Yaylada bu ırmağın kolları olan irili ufaklı
dereler bulunur. Altınyazı Barajı, Alıç Düzengeci ve altı
büğet (set) bu dereler üstünde yapay göller oluşturmuştur.
İlçe, Akdeniz ikliminin Trakya Geçit Tipi alanındadır. Bu
iklim deniz ve kara iklimleri arasında bulunan sert bir
iklimdir. Rüzgarlar, genellikle kuzey yönlerden ve orta
şiddette eser. İlçe, yağış bakımından yarı nemlidir. Doğal
bitki örtüsü, kuru ormandır. Ormanın ortadan kaldırıldığı
yerlerde bozkır oluşmuştur. Bozkır, tarla ve otlak olarak
kullanılır.
İlçenin nüfusu, 73.486’dır. Uzunköprü, bu bakımdan ilimizin
üçüncü ilçesidir. Halkın çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla
geçinir; tahıllar, endüstri bitkileri, sebze, meyve,
büyük-küçükbaş hayvan yetiştirir. İlçede yüksek kalorili
linyit çıkarılır. Endüstrisi, daha çok tarıma dayalı olarak
gelişmiştir. Çeşitli besin maddeleri üretilir. Küçük sanayi
sitesi vardır. Ulaşım ve haberleşme durumu iyidir. Perşembe
günleri pazar, Eylül’de panayır kurulur.
İlçenin tarihi, Traklarla başlar. İlçe ilkçağda Trak
Krallıklarıyla Pers, Büyük İskender, Büyük Roma
İmparatorlukları'nın sınırları içindeydi. Ortaçağda, 10.
yüzyıl, Bizans İmparatorluğu'na bağlı kaldı. 14.yüzyıl
ortalarında Osmanlı Türkleri'nin eline geçti. Uzunköprü
kenti, Padihşah II.Murat zamanında kuruldu. Bu padişah,
Ergene Köprüsü'nü ve onun yanına bir külliye (çok işlevli
yapı topluluğu) yaptırdı. Anadolu’dan getirttiği Türk
göçmenleri yerleştirdi. Sonra iki kez büyük onarım gören
kent, 19.yüzyılda iki kez Rus işgaline uğradı. Birinci
Balkan Savaşı'ndan sonra Bulgarlar'ın ve Birinci Dünya
Savaşı ertesinde Yunanlılar'ın eline geçti. Büyük Zafer’den
sonra; 18 Kasım 1922 tarihinde kurtuldu.
En ünlü tarihsel yapısı, Mimar Muslihiddin’in eseri olan
Ergene Köprüsü'dür. Uzunluğu 1200 metreyi, kemer sayısı
170’i geçer. Kemerlerinin bazıları sivri, bazıları
yuvarlaktır. Köprünün yüksekliği ve genişliği yer yer
değişir. Bazı ayaklarında selyaranlar, üstünde balkonlar
vardır. Köprünün genişliği Cumhuriyet dönemindeki onarımında
arttırılmıştır. Diğer önemli yapılar, II.Murat Külliyesi'nin
tek minareli ve çatılı Muradiye Camii, II.Beyazıt zamanında
Mimar Hayrettin’in yaptığı Halise Hatun Camii, külliyenin
bir vakfı olan Çifte Hamam, köprüye eklenmiş çeşmeyle başka
çeşmelerdir.Köprünün kentten yana ucuna, İkinci Meşrutiyet
döneminde eklenen, Hürriyet Çeşmesi adıyla anılır. Daha eski
öteki tarihi çeşmeler Gazi Mahmut (Belediye parkı), Halise
Hatun (Hacı İbrahim Ağa yada Tosbağacı) çeşmeleriyle
Telliçeşme'dir. İlçenin kırları, uçar ve kaçar, ırmağıysa
balık avcılığı yönünden çekicidir. Önemli iç turizm
olayları, Bülbül deresinde yapılan Dallık adlı bahar
şenliği, av partileri ve panayırdır. İlçenin düzgün kara ve
demiryollarıyla konaklama yerleri vardır. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| |
|
|
|
|